Olmayan şey, olandan çok sarsıyor beni. Bir o kalıyor geriye. O olmayan şey.” Macbeth, William Shakespeare

Gelişimsel Süreçte “olmayan şey” bazen yaşanmış bir kayıptan daha ağırdır; çünkü çocuk yalnızca sahip olmadığı bir şeyi değil, kimliğinin gelişmesi için ihtiyaç duyduğu bir şeyi de kaybetmiş olabilir.

Örneğin bir çocuğun gelişiminde “Ben kimim, ne hissediyorum, ne istiyorum, neye ihtiyacım var?” sorularının cevapları, bakım verenlerin aynalamasıyla yavaş yavaş oluşur.

Çocuk üzülür ve annesi: “Üzüldüğünü görüyorum. Gel, yanındayım.” derse çocuk yalnızca teselli edilmez. Şunu da öğrenir: “Benim bir duygum var. Duygum görülebilir. Ben görülebilirim.”

Ama çocuk sürekli olarak görülmez, duyulmaz, ihtiyaçları karşılıksız kalırsa, ortada bazen belirgin bir travmatik olay bile olmayabilir. Fakat gelişimsel olarak olması gereken bir şey olmamıştır.

İşte Macbeth’in sözündeki “olmayan şey” burada çok anlamlı hale gelir.

Çocuğun geriye dönüp özlediği şey bazen:

•⁠ ⁠Olmamış bir güven duygusudur.
•⁠ ⁠Hiç kurulmamış bir “ben” duygusudur.
•⁠ ⁠Yeterince aynalanmamış bir kendilik deneyimidir.
•⁠ ⁠“Sen olduğun hâlinle değerlisin” mesajıdır.
•⁠ ⁠Kendi arzularını keşfedebilme özgürlüğüdür.
•⁠ ⁠Güvenli biçimde ayrışabilme ve birey olabilme deneyimidir.

Kendilik gelişimindeki takılma

Örneğin bir çocuk, annesinin ne istediğini çok erken yaşta öğrenmeye başlasın.

“Annem üzülmesin.”

“Annem kızmasın.”

“Annem benden memnun olsun.”

“Doğru çocuk olayım.”

Çocuk zamanla kendi içinden gelen sinyalleri dinlemek yerine dışarıdan gelen sinyalleri okumaya başlar.

Ve gelişimsel olarak çok önemli bir şey aksar:

Kendi arzusunu tanıma.

Büyüdüğünde “Ben ne istiyorum?” sorusuna cevap vermekte zorlanabilir.

Çünkü ortada yalnızca bastırılmış bir istek yoktur.

Belki de daha temel bir şey vardır:

O isteğin gelişmesine yeterince alan açılmamıştır.

Bu yüzden yetişkinlikte kişi bazen bir ilişki bittiğinde yalnızca o insanı kaybetmez.
O ilişkinin içinde olabileceğini düşündüğü kendisini de kaybeder.

“Onunla şöyle bir hayatım olacaktı.”

“Beni sonunda biri seçecekti.”

“Bu kez gerçekten sevilecektim.”

“Artık yalnız olmayacaktım.”

Ve ayrılık sonrasında acı veren yalnızca olanın kaybı değildir.

Hiç gerçekleşmemiş olanın kaybıdır.

Tam da burada:

“Olmayan şey, olandan çok sarsıyor beni.”

cümlesi gelişimsel olarak çok güçlü bir anlam kazanıyor. Çünkü insan yetişkinlikte kaybettiği kişiye değil, çocukluğunda gelişememiş bir kendilik parçasına yas tutabiliyor.

Ve terapi açısından önemli soru yalnızca:
“Ne oldu?”
değildir.
Asıl soru şudur:
“Ne hiç olmadı ama senin gelişebilmen için olması gerekiyordu?”

İyileşme bazen de geçmişte olanı değiştirmekten çok, olmayanın bugün ilk kez deneyimlenebilmesiyle başlar.