Üç evre aslında birbirinden bağımsız değil; ayrışma → bölmenin azalması → kendilik ve ötekinin bütünleşmesi şeklinde ilerleyen bir gelişim çizgisini anlatıyor.
Psikolojik olgunluk yalnızca “kendini tanımak” ya da “duygularını kontrol etmek” değildir. Daha derinde, insanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu içsel ilişkinin giderek daha bütünlüklü hale gelmesidir.
1. Kendilik ve öteki arasındaki sınırları netleştirmek
İlk görev şudur:
“Ben kimim, sen kimsin?”
Çocuk gelişiminde kendilik ile bakım veren arasındaki ayrım zaman içinde belirginleşir. Margaret Mahler’in ayrışma-bireyleşme kuramı, çocuğun hem bağ kurmayı sürdürürken hem de giderek ayrı ve özgün bir birey haline gelmesini ele alır. Bu süreçte ayrışma ve bireyleşme birbirinin karşıtı değil, birlikte gelişen süreçlerdir.
Sağlıklı yetişkinlikte:“Seni seviyorum ama sen ben değilsin.”“Senin duygunu anlayabilirim ama onu taşımak zorunda değilim.”“Senin benden farklı düşünmen, beni reddettiğin anlamına gelmez.”
diyebilmek mümkündür.
Sınırlar yeterince gelişmediğinde ise kişinin kendi duyguları ile karşısındakinin duyguları birbirine karışabilir.
Örneğin partneri mutsuz olduğunda:
“O mutsuz → demek ki ben kötü bir partnerim.”
Ya da partneri uzaklaştığında:
“O mesafe koydu → demek ki beni sevmiyor.” şeklinde bir eşleşme oluşabilir.
Burada kişi yalnızca karşısındaki insanın davranışını değerlendirmez; onun davranışını doğrudan kendi değerinin bir göstergesi olarak yaşar.
Olgunlaşma ise şu ayrımı geliştirmektir:
“Senin yaşadığın şey sana ait. Benim yaşadığım şey bana ait.”
2. Bölmenin üstesinden gelmek
İkinci büyük görev “splitting/bölme” savunmasının giderek azalmasıdır.
Bölme, kişinin bir insanı, kendisini ya da ilişkiyi aynı anda hem olumlu hem olumsuz özellikleriyle taşıyamaması durumunda deneyimi iki kutba ayırmasıdır.
İyi–kötü
Seviyor–sevmiyor
Güvenilir–tehlikeli
Mükemmel–berbat
Ben değerliyim–ben değersizim gibi.
Kernberg’in nesne ilişkileri yaklaşımında bölme, kendilik ve önemli ötekilere ilişkin olumlu ve olumsuz temsillerin yeterince bütünleşmemesiyle ilişkilendirilir. Bu durumda kişi karşısındakini bir anda idealize edip daha sonra değersizleştirebilir.
Örneğin:“Beni hiç böyle anlamamıştı, hayatımdaki en iyi insan.”
Bir süre sonra:
“Meğer tamamen sahteymiş. Ondan daha kötü biri yok.”
Buradaki sorun yalnızca fikir değiştirmek değildir.
Asıl mesele, aynı insanın hem iyi hem kötü taraflarının aynı zihinsel temsilde tutulamamasıdır.
Oysa psikolojik olgunlaşma şunu taşıyabilmektir:“Bana çok iyi davranmış olabilir ve bazı konularda beni ciddi biçimde incitmiş olabilir.” “Beni seviyor olabilir ve yine de benim ihtiyaçlarımı karşılayamayabilir.”“Ben iyi niyetli bir insan olabilirim ve zaman zaman bencil, kırıcı ya da hatalı davranabilirim.”
Yani: İyi ve kötüyü aynı anda taşıyabilmek.
Bu, siyah-beyaz düşünmeden gri alanlara geçiştir.
3. İyi ve kötü kendilik–nesne imgelerini bütünleştirmek
Üçüncü görev en ileri aşamadır.
Burada artık yalnızca “insanlar iyi ve kötü olabilir” demek değil, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilgili parçalı imgeleri tek ve daha gerçekçi bir bütünlük içinde tutabilmesi söz konusudur.
Örneğin çocuklukta kişi annesini bazen çok sevmiş, bazen annesine çok öfkelenmiş olabilir.
Daha bütünleşmiş bir içsel temsil şuna dönüşür:
“Annem beni seviyordu ama her zaman ihtiyaç duyduğum şekilde karşılık veremiyordu.”
Bu cümle çok önemlidir.
Çünkü burada:
sevgi + hayal kırıklığı
aynı anda var olabilir.
Benzer şekilde kendilik için:
“Yetersiz olduğum anlar oldu ama bu benim bütünüyle yetersiz olduğum anlamına gelmiyor.”
“Hata yaptım ama kötü bir insan değilim.”
“Başarılı olduğum alanlar var, zorlandığım alanlar da var.”
Bu, bütünleşmiş kendilik algısının temelidir.
Nesne ilişkileri literatüründe bu süreç, iyi ve kötü kendilik/öteki temsillerinin giderek bütünleşmesi ve daha istikrarlı “bütün nesne” temsillerinin oluşmasıyla ilişkilendirilir.
Çocuk zihni: “Beni seviyorsan iyisin. Beni üzüyorsan kötüsün.”
Daha olgun zihin:“Beni sevdiğin halde beni üzebilirsin.”
Çocuk zihni: “Hata yaptıysam kötüyüm.”
Olgun zihin:“Hata yaptım; ama hatam kim olduğumun tamamı değil.”
Çocuk zihni:“Benden uzaklaştın, demek ki beni sevmiyorsun.”
Olgun zihin:“Benden uzaklaşman benimle ilgili olabilir, seninle ilgili olabilir veya ikimizin ilişkisel dinamiğiyle ilgili olabilir.”
Çocuk zihni:“Ya tamamen bağımsız olacağım ya da sana bağımlı kalacağım.”
Olgun zihin:“Sana bağlı olabilirim ve yine de ayrı bir insan olabilirim.”
İşte psikolojik gelişimin önemli bir noktası burada ortaya çıkar:
Ayrı olmak, terk edilmek değildir.
Bağlı olmak, bağımlı olmak değildir.
Hayal kırıklığı, sevgisizlik değildir.
Öfke, sevgiyi yok etmez.
Hata yapmak, kötü olmak değildir.
Bir insanın kötü davranması, onun bütünüyle kötü olduğu anlamına gelmez.
Ve en önemlisi: Olgunlaşmak, iyi ile kötüyü seçmek değil; ikisini aynı zihinsel bütünlük içinde taşıyabilmektir.
Bu nedenle bazı yetişkin ilişkilerindeki yoğun gelgitlerin altında yalnızca “ilişki problemi” değil, ayrışma, bölme ve bütünleştirme süreçlerinde yaşanan güçlükler bulunabilir. Kernberg’in modelinde bölmenin kalıcı ve baskın savunma olarak kalması, özellikle ağır kişilik yapılanmalarında kimlik bütünlüğü ve ilişkilerde istikrar sorunlarıyla ilişkilendirilmiştir.
Kaynaklar
• Mahler, M. S. (1972). Rapprochement Subphase of the Separation-Individuation Process. The Psychoanalytic Quarterly, 41, 487–506.
• Lester, E. P. (1983). Separation-individuation and cognition. Journal of the American Psychoanalytic Association, 31, 127–156.
• Kernberg, O. F. (1984). Severe Personality Disorders: Psychotherapeutic Strategies. Yale University Press.
• Kernberg’in nesne ilişkileri ve bölme kavramı üzerine açıklamalar:
• Fonagy, P. ve ark. — psikanalitik/psikodinamik kişilik bozukluğu yaklaşımları ve kendilik-nesne temsillerinin bütünleşmesi.
