Kaçıngan Bağlanma’ya İnanmayan Danışanlar

Kaçıngan bağlanmaya inanmayan insanları anlayabiliyorum. Çünkü bazı insanlar “Ben kaçıngan bağlanıyorum.” cümlesini, ilişki kurmaktan kaçınmanın ya da karşısındakini belirsizlikte bırakmanın bahanesine dönüştürebiliyor. Seni umutlandırıyor, yakınlaşıyor, sonra tam ilişki derinleşecekken geri çekiliyor. Ardından da hiçbir sorumluluk almadan, “Ben zaten ilişki istemedim, sen yanlış anladın.” diyerek yaşananları inkâr edebiliyor.
İşte bu noktada danışanlar doğal olarak şu soruyu soruyor:
“Madem bana yakınlaşamadı, nasıl oluyor da başkasıyla yıllarca birlikte kalabiliyor?”
Ve çoğu zaman bu sorunun cevabını kendinde arıyor.

“Demek ki yeterince iyi değildim.”

“Demek ki beni sevmedi.”

“Demek ki sorun bendeydi.”

Oysa çoğu zaman mesele sandığın yerden çok daha derindedir.

Çünkü sinir sistemi güvenli olanı değil, tanıdık olanı seçer.

Adler’in de vurguladığı gibi, insanı şekillendiren yaşadığı olaylar değil; o olaylara yüklediği anlamdır. Çocukluğunda yakınlığın bedelini reddedilmek, eleştirilmek, kontrol edilmek ya da duygusal ihmal olarak öğrenen biri için yakınlık zamanla tehlikeyle eş anlamlı hâle gelir.

Bu artık sadece bir düşünce değildir.

Bedene yerleşmiş bir öğrenmedir.

Kalp atışında yaşar.

Nefeste yaşar.

Kas gerginliğinde yaşar.

Sinir sistemi sessizce şunu fısıldar:

“Gerçek yakınlık risklidir. Kimseye fazla yaklaşma. Güvende kalmanın yolu mesafedir.”

İşte bu yüzden sağlıklı bir ilişki, dışarıdan ne kadar huzurlu görünürse görünsün, onun sinir sistemi tarafından huzur olarak değil; alarm olarak algılanabilir.

Çünkü beden kaosu tanıyordur.

Belirsizliği tanıyordur.

Mesafeyi tanıyordur.

Tanıdık olan, sağlıklı olmasa bile “ev” gibi hissettirir.

Peki neden bazı ilişkileri uzun sürüyor?

Çünkü uzun süren her ilişki sağlıklı ilişki değildir.

Bazen karşısındaki kişi duygusal yakınlık talep etmeyen biridir. Fazla temas istemez, hesap sormaz, duygusal derinlik aramaz. Böylece kaçınganın savunma sistemi hiç tetiklenmez.

İlişki sevginin gücüyle değil, çatışmanın hiç ortaya çıkmamasıyla devam eder.

Bazen ise tam tersi olur.

Karşısındaki kişi, çocukluğunda öğrendiği tanıdık ilişki dinamiğini yeniden üretir. Ulaşılmazdır, sevgisi koşulludur, mesafelidir ya da sürekli “Yeterince iyi değilsin.” duygusunu yaşatır.

Dışarıdan bakıldığında yıllarca süren bir ilişki görülür.

İçeriden bakıldığında ise çocukluğun tekrar tekrar sahnelenmesi…

Uzun sürmesi, sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Çünkü sinir sistemi bazen mutluluğu değil, alışık olduğu acıyı seçer.

İşte bu yüzden dışarıdan gördüğün “mutlu ilişki”, her zaman gerçek bir duygusal bağın kanıtı değildir.

Peki senin hatan neydi?

Belki de hiçbir şey.

Belki sen, onun hayatında ilk kez gerçekten güvenli bir yakınlık sundun.

Sorun sen değildin.

Sorun, onun sinir sisteminin bu yakınlığı taşıyacak kapasiteyi henüz geliştirememiş olmasıydı.

Bu yüzden geri çekildi.

Belki ilişkiyi belirsiz bıraktı.

Belki seni “fazla” olmakla suçladı.

Belki de başka bir ilişkiye yönelerek yüzleşmekten kaçındı.

Bunların hiçbiri senin değersiz olduğunun kanıtı değildir.

Çoğu zaman bunlar, kişinin kendi korkularıyla karşılaşmamak için geliştirdiği korunma stratejileridir.

Adlerci bakış açısına göre kaçıngan bağlanma bir kader değildir.

Bu, kişinin kendini incinmekten korumak için geliştirdiği bir yaşam stratejisidir.

Ve her öğrenilmiş strateji gibi değişebilir.

Ama bunu değiştirecek olan sen değilsin.

Senin görevin, birinin seninle kalamamasını kendi değersizliğinin kanıtı olarak görmek değil; onun henüz taşıyamadığı yakınlığın bir sonucu olarak değerlendirebilmektir.

Çünkü bazen birinin senden uzaklaşmasının nedeni, senin yetersiz olman değil; senin sunduğun yakınlığın onun alışık olduğundan çok daha sağlıklı olmasıdır.