“You have to feel it to heal it.”“İyileştirmek için önce hissetmek gerekir.”

Birçok insan iyileşmenin acıyı unutmak, bastırmak ya da hiç yaşamamış gibi davranmak olduğunu düşünür. Oysa bastırılan hiçbir duygu yok olmaz; sadece bilinçdışına çekilir ve farklı şekillerde hayatımıza geri döner. Bazen kaygı olarak, bazen öfke patlamaları olarak, bazen de aynı ilişki döngülerini tekrar tekrar yaşamamıza neden olarak…

Gerçek iyileşme ise duyguyla savaşmayı bırakıp ona güvenli bir alan açtığımızda başlar. Çünkü hissettiğimiz duygu bizi zayıflatmaz; onunla tek başımıza kalmak zorunda olduğumuzu düşünmek zorlar.

Üzüntüyü gerçekten yaşayabildiğinizde yas tamamlanır. Korkuyu fark edebildiğinizde cesaret gelişir. Öfkenizi anlayabildiğinizde sınırlarınızı korumayı öğrenirsiniz. Utancınıza şefkatle yaklaşabildiğinizde ise değerinizi performansınızdan bağımsız hissetmeye başlarsınız.

Duygular düşman değildir; onlar iç dünyamızın habercileridir. Dinlenmeyen duygular bağırır, anlaşılan duygular ise yavaş yavaş sakinleşir.

İyileşmek, acının hiç olmaması değil; acının artık sizi yönetmediği bir yere ulaşabilmektir. Bunun yolu da çoğu zaman hissetmekten geçer. Çünkü hissetmeye cesaret ettiğiniz her duygu, sonunda dönüşme ve iyileşme fırsatı bulur.

Unutmayın: Hissetmek sizi kırmaz. Bastırmak sizi tüketir. İyileşme ise duygularınızdan kaçtığınız yerde değil, onlarla güvenli bir şekilde temas kurabildiğiniz yerde başlar.