Dürtüsellik, patlayan öfke, hızla değişen duygular, reddedilmeye karşı aşırı hassasiyet, bir işe büyük bir hevesle başlayıp kısa süre sonra bırakmak, birine yoğun ilgi gösterdikten sonra uzaklaşmak, sık iş değiştirmek, sabırsızlık, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışma, dağınıklık, unutkanlık ve kontrolsüz harcama…
Bu belirtilere yalnızca davranış düzeyinden baktığımızda DEHB ile borderline kişilik örüntüsünü birbirinden ayırmak oldukça güçleşebilir. Çünkü iki durumda da dışarıdan benzer görünen davranışlar ortaya çıkabilir.
Fakat klinik değerlendirmede asıl önemli olan yalnızca “Ne yapıyor?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
“Bu davranışı hangi psikolojik ve nörobiyolojik mekanizma üretiyor?”
Çünkü bazen aynı davranışın altında tamamen farklı iki motor çalışır.
Biri yapamadığı için, diğeri ne istediğini bilemediği için zorlanabilir
DEHB’de kişi çoğu zaman ne yapmak istediğini bilir. Hatta yapmak istediği şey konusunda oldukça istekli olabilir. Ancak dikkat düzenleme, dürtü kontrolü, zaman yönetimi, planlama ve eyleme geçişte yaşadığı güçlükler nedeniyle niyetini davranışa dönüştürmekte zorlanabilir.
“Bunu yapmalıyım.”
“Yapmak istiyorum.”
“Bunun benim için önemli olduğunu biliyorum.”
Ama yine de başlayamaz, sürdüremez, zamanında tamamlayamaz.
Bu nedenle DEHB’li kişi yaşamı boyunca sıklıkla:
“Potansiyelin var ama kullanmıyorsun.”
“Biraz daha disiplinli olsan yaparsın.”
“İstesen başarırsın.”
gibi cümlelerle karşılaşabilir.
Oysa sorun çoğu zaman istememek değil, yürütücü işlevlerin niyeti sürdürülebilir davranışa dönüştürmekte zorlanmasıdır.
Borderline örüntüde ise mesele çoğu zaman yalnızca davranışı düzenleyememek değildir. Burada ilişkisel güvenlik, terk edilme duyarlılığı, benlik algısının istikrarsızlığı ve yoğun duygulanımı düzenleme güçlüğü daha merkezi bir rol oynayabilir.
Kişi yalnızca “Ne yapmalıyım?” sorusunda değil;
“Ne hissediyorum?”
“Ne istiyorum?”
“Karşımdaki benim için ne ifade ediyor?”
“Ben onun için kimim?”
sorularında da ciddi dalgalanmalar yaşayabilir.
Özellikle yakın ilişkilerde kişinin kendilik algısı ve karşısındaki kişiye ilişkin değerlendirmesi hızla değişebilir. Bir an çok değerli, vazgeçilmez ve güvenilir görünen kişi kısa süre sonra hayal kırıklığının, öfkenin veya terk edilme korkusunun odağı haline gelebilir.
Dolayısıyla dışarıdan bakıldığında:
“Birine çok yaklaştı, sonra birden uzaklaştı.”
gibi görünen aynı davranışın altında iki farklı süreç bulunabilir.
Davranış aynı olabilir, işlev farklıdır
İşte psikiyatrik değerlendirmeyi yalnızca belirti listesinden ayıran nokta burasıdır.
Bir kişinin öfke patlaması yaşaması bize tek başına tanı koydurmaz.
Önemli olan:
Öfke neyin ardından ortaya çıktı?
Ne kadar hızlı yükseldi?
Kişi o anda neyi tehdit altında hissetti?
Öfkenin işlevi neydi?
Dürtü geçtikten sonra ne oldu?
Kişi davranışından sonra ne hissetti?
Örneğin DEHB’de dürtüsel bir öfke patlaması, hızlı yükselen duygulanım ve düşük inhibisyon kapasitesiyle ilişkili olabilir. Duygu geçtikten sonra kişi çoğu zaman olayın büyüklüğü ile verdiği tepki arasındaki farkı fark edebilir.
Borderline örüntüde ise benzer bir öfke; reddedilme, terk edilme, değersizleştirilme veya ilişkinin kaybedileceği algısı tarafından tetiklenebilir. Öfkenin altında yoğun bir incinme, korku veya çaresizlik bulunabilir.
Yani dışarıdan görünen:
“Öfkelendi.”
Ama içeride çalışan mekanizma farklı olabilir.
Aynı şekilde “başlayıp bırakmak” da tek başına DEHB demek değildir
Bir kişinin yeni bir işe, ilişkiye veya projeye büyük bir heyecanla başlayıp sonra uzaklaşması da tek başına DEHB göstergesi değildir.
DEHB’de yenilik, ödül ve ilgi düzeyi düştüğünde motivasyonun sürdürülememesi; planlama ve devamlılık sorunları önemli olabilir.
Başka bir kişide ise geri çekilme, ilişkinin yarattığı yoğun duygularla, hayal kırıklığıyla, reddedilme beklentisiyle veya kişinin kendilik algısındaki değişimle ilişkili olabilir.
Bu nedenle klinisyen için davranışın kendisinden çok davranışın örüntüsü ve işlevi önemlidir.
Tanısal ayrımda zaman çizgisi çok değerlidir
DEHB nörogelişimsel bir bozukluktur. Bu nedenle belirtilerin çocukluk dönemine uzanan bir öyküsünün bulunması, farklı ortamlarda görülmesi ve yaşam boyunca süreklilik göstermesi tanısal değerlendirmede önem taşır.
Borderline kişilik örüntüsünde ise kişilerarası ilişkiler, benlik algısı, duygusal düzenleme ve dürtüsellik alanlarındaki örüntünün zaman içindeki seyri; özellikle ilişkisel tetikleyicilerle nasıl değiştiği değerlendirilir.
Bu yüzden klinik görüşmede yalnızca:
“Unutkan mısınız?”
“Öfkeli misiniz?”
“Dürtüsel misiniz?”
diye sormak yeterli değildir.
Şunları da anlamak gerekir:
Ne zamandır böyle?
Çocuklukta da var mıydı?
Her ilişkide mi ortaya çıkıyor?
Yalnızken de oluyor mu?
Belirli kişilerle mi tetikleniyor?
Tetikleyici ortadan kalkınca ne kadar sürede sakinleşiyor?
Sakinleştiğinde geriye ne kalıyor?
Pişmanlık mı, utanç mı, boşluk mu, suçluluk mu, yoksa yalnızca “neden bunu yaptığımı bilmiyorum” duygusu mu?
Çünkü belirti kapıyı gösterir, mekanizma odayı gösterir
DEHB ve borderline kişilik örüntüsü birbirinin yerine konulabilecek tanılar değildir. Üstelik bazı kişilerde ikisi aynı anda da bulunabilir. Bu nedenle yalnızca birkaç ortak belirti üzerinden hızlı bir ayrım yapmak klinik olarak yanıltıcı olabilir.
İyi bir değerlendirme, davranışı etiketlemekten çok onun kökenini, zamanlamasını, bağlamını ve işlevini anlamaya çalışır.
Çünkü psikiyatride ve psikoterapide bazen en yanıltıcı şey şudur:
Aynı davranış, aynı anlama gelmez.
Bir insanın sürekli geç kalması zaman yönetimi ve yürütücü işlev güçlüğü olabilir.
Başka bir insanda yoğun kaos ve dürtüsellik örüntüsünün parçası olabilir.
Birinin ilişkiden uzaklaşması dikkatinin başka yere kayması olabilir.
Bir başkasının uzaklaşması ise incinmekten korunma biçimi olabilir.
Birinin çok para harcaması dürtü kontrolündeki güçlükle ilişkili olabilir.
Bir başkasında boşluğu, yoğun duyguyu veya kendilik değerindeki düşüşü düzenleme girişimi olabilir.
Bu nedenle yalnızca “Ne yapıyor?” diye bakmak yetmez.
Asıl klinik soru şudur:
“Bu davranış neyin ardından geliyor, içeride neyi düzenliyor ve kişiye ne sağlıyor?”
Çünkü belirtiler bizi tanıya götüren kapıya kadar getirir.
Ama kapının ardındaki psikolojik mekanizmayı anlamadan, yalnızca davranışa bakarak doğru tanıya ulaşmak her zaman mümkün değildir.
Davranış aynı olabilir.
Ama motor farklı olabilir.
