TETİKLENME:Eski yaranın yeniden acıması

Bir yaranın yeniden sızlaması, iyileşmediğin anlamına gelmez.

Bazen yıllardır üzerinde çalıştığın bir mesele; bir sözle, bir davranışla, bir ayrılıkla ya da tanıdık bir duyguyla yeniden canlanabilir. O an “Ben hâlâ buradayım, demek ki hiç ilerlememişim” diye düşünebilirsin.

Lakin iyileşmek, bir daha hiç acımamak değildir.
İyileşmek; aynı acı geldiğinde onun içinde kaybolmamak, bugünün duygusuyla geçmişin acısını birbirinden ayırabilmek ve kendine eskisinden farklı davranabilmektir.

Mesela yıllar önce terk edilmek sana “Sevilmeye değmezsin” dedirtmiş olabilir. Bugün biri senden uzaklaştığında aynı korku yeniden ortaya çıkabilir. Ama bu kez kendine “Yine terk ediliyorum” demek yerine, “Şu an eski yarama dokunuldu ve korkuyorum. Ama bu korku benim değersiz olduğumun kanıtı değil” diyebiliyorsan…
İşte orada iyileşme vardır.
Bazı yaralar tamamen susmaz. Ama sen, onların konuştuğu dilde yaşamayı bırakabilirsin.
Kendini iyileştirdiğinde artık tetiklenmeyeceğini düşünmek, iyileşmeyi yanlış anlamaktır.

İnsan sinir sistemi canlıdır. Bazen alarm verir, bazen gerilir, bazen öfkelenir, bazen kaygılanır. Mesele alarmın hiç çalmaması değil; alarm çaldığında bunun bir alarm olduğunu fark edebilmek ve yeniden güvene dönebilmektir.
Bir duygu geldiğinde onu bastırmak zorunda değilsin. Ama her hissettiğini eyleme dökmek de zorunda değilsin.
Öfkelisin diye mesaj atmak zorunda değilsin.
Kırıldın diye ilişkiyi bitirmek zorunda değilsin.
Kaygılandın diye kaçmak zorunda değilsin.
Bir düşünce geldi diye onun doğru olduğuna inanmak zorunda değilsin.

Duygu ile davranış arasına küçük bir alan koyabilmek…

İşte o alan büyüdükçe özgürlüğün de büyür.

Belki eskiden bir duygunun içinde günlerce kalıyordun. Şimdi birkaç saat sonra yeniden kendine dönebiliyorsun.

Bu, artık hiçbir şey hissetmediğin anlamına gelmez.

Kendini kaybetmeden hissedebildiğin anlamına gelir.

Regülasyon sakin kalmak değil;
dağılabilmek ve yeniden kendine dönebilmektir.
Sinir sistemin regüle olduğunda hiç öfkelenmeyeceğini, hiç kaygılanmayacağını sanma.
Regülasyon; tetiklenmemek değil, tetiklendikten sonra geri dönebilmektir.
Öfkelenirsin ama hemen eyleme geçmezsin.
Kaygılanırsın ama kaygının peşinden sürüklenmezsin.
Kırılırsın ama o kırgınlıkla kendini ve ilişkini sabote etmezsin.
Duyguyu hissedersin.
Fark edersin.
Taşırsın.
Ve sonra bırakırsın.
Eskiden üç gün takıldığın bir duyguyu şimdi üç saatte atlatabiliyorsan, bu küçümsenecek bir değişim değildir.
Çünkü iyileşmek, duygusuzlaşmak değil;
duyguların içinde kaybolmadan onlarla kalabilmeyi öğrenmektir.
Regülasyon = sakinlik değil.
Regülasyon = esneklik.
Regüle olmak, sürekli sakin olmak değildir.
Tetiklenebilirsin. Öfkelenebilirsin. Kaygılanabilirsin. Kırılabilir, gerilebilir, hatta bir an için kontrolünü kaybedecekmiş gibi hissedebilirsin.
Bunların olması, sinir sisteminin bozulduğu anlamına gelmez.
Asıl mesele, duygunun içinde ne kadar kaldığın ve oradan kendine ne kadar sürede dönebildiğindir.
Regülasyon; alarmdan güvene, gerilimden gevşemeye, hareketten dinlenmeye geçebilme esnekliğidir.
Duygu gelir ama seni yönetmez.
Öfke gelir ama hemen mesaj atmazsın.
Kaygı gelir ama onun söylediği her şeye inanmazsın.
Kırılırsın ama o kırgınlıkla hayatının tamamını yönetmezsin.
Belki eskiden üç gün içinde çıkamadığın bir duygudan şimdi üç saatte çıkabiliyorsundur.
İyileşme artık hiç tetiklenmemek değil;
tetiklendiğinde kendine daha çabuk dönebilmektir.

Çünkü regülasyon sakinlik değil, esnekliktir.
Kabını genişletebilmek, tolerans pencereni genişletmektir