Zihnimiz Neye İnanırsa, Gerçeklikte Onu Kanıtlamaya Çalışır

İnsan zihni yalnızca yaşadıklarımızı kaydeden pasif bir gözlemci değil. Aynı zamanda yaşadıklarımıza anlam veren, boşlukları dolduran ve geçmiş deneyimlerden yola çıkarak geleceği tahmin eden bir sistemdir. Bu nedenle bazen gerçeği olduğu gibi görmekten çok, zaten inandığı şeyi doğrulayacak kanıtları seçmeye eğilim gösterir.

Bunun kökleri çoğu zaman bugünde değil, geçmişte aranır.
Bir çocuk sürekli eleştirildiyse, zamanla “Ben yeterince iyi değilim” diye bir içsel inanç geliştirebilir. Yetişkin olduğunda aldığı onlarca olumlu geri bildirimden çok, bir kişinin yaptığı küçük bir eleştiriyi fark edebilir. Çünkü zihni yalnızca eleştiriyi duymamıştır; aynı zamanda eski bir yarayı tanımıştır.
Böylece kişi farkında olmadan şöyle bir döngünün içine girebilir:

“Ben değersizim.” → Değersiz olduğunu düşündüren işaretleri seçer → Bu işaretleri daha fazla önemser → “Gördün mü, gerçekten değersizim” der.

Oysa burada yaşanan şey yalnızca dış gerçekliğin bir sonucu değildir. İç dünyadaki eski bir inanç, dış dünyadaki olayların yorumlanma biçimini de şekillendirmiştir.

İnsan yalnızca dışarıdaki insanlarla ilişki kurmaz; aynı zamanda geçmiş ilişkilerinin izlerini taşıyan içsel nesneleriyle de ilişki kurar.
Örneğin çocukken sevgiyi kazanmak için sürekli başarılı olmak zorunda kalan biri, yetişkinlikte sevgiyi de performans üzerinden yaşamaya başlayabilir. Partnerinin ilgisi azaldığında bunu “Bugün yorgun olabilir” diye yorumlamak yerine, “Artık beni yeterince sevmiyor” diye algılayabilir. Çünkü bugünkü olay, geçmişteki “Sevilmek için yeterli olmalıyım” inancını harekete geçirmiştir.

Burada önemli olan şu ayrımdır:

Gerçek ile gerçeklik hakkındaki yorumumuz aynı şey değildir.

Bir insanın geç cevap vermesi bir gerçektir.
“Beni önemsemiyor” ise bu gerçeğe yüklenen anlamdır.

Birinin bizi eleştirmesi bir gerçektir.
“Kimse beni yeterli bulmuyor” ise bunun zihnimizdeki karşılığıdır.

Geçmişten gelen yaralarımız, bugünkü olayların anlamını bizim yerimize belirler.
Bu nedenle psikoterapide yalnızca “Ne oldu?” sorusuna bakmak yeterli değildir. Asıl önemli sorulardan biri şudur:
“Sen bunun ne anlama geldiğine inanıyorsun?”
Çünkü aynı olay, farklı insanların içinde bambaşka gerçeklikler yaratabilir.
Birinin mesafesi bir insan için “Benden vazgeçiyor” anlamına gelirken, başka biri için “Kendi alanına ihtiyaç duyuyor” anlamına gelebilir.
Bir başarısızlık bir insan için “Ben yetersizim” olurken, başka biri için “Bu yöntem işe yaramadı” olabilir.
İşte psikolojik olgunlaşmanın önemli bir kısmı burada başlar:
Zihnimizin bize sunduğu ilk yorumu gerçekliğin kendisi sanmamayı öğrenmek.
Çünkü geçmişimiz bugünü etkileyebilir ama bugünün tamamını belirlemek zorunda değildir.
Bazen zihnimiz eski bir hikâyeyi yeniden yazmak ister. Aynı tür insanları seçer, aynı ilişkisel çatışmalara girer, aynı duyguları üretir ve sonunda “Benim hayatım hep böyle” Burada bir tekrarlama eğilimi görülebilir. İnsan, geçmişte çözülememiş bir ilişki deneyimini farklı kişiler ve farklı koşullar içinde yeniden yaşayabilir. Sanki bilinçdışı bir tarafı, geçmişte tamamlanmamış olanı bu kez farklı bir sonla bitirmeye çalışıyordur.
Fakat değişim, çoğu zaman dışarıdaki insanları değiştirmekle değil, içerideki hikâyeyi fark etmekle başlar.

“Beni kimse gerçekten sevmez” dediğimizde,

“Bunu ilk ne zaman hissettim?”

“Bu duygu bana kimi hatırlatıyor?”

“Bugünkü kişi gerçekten geçmişteki kişi mi?”

“Şu anda gördüğüm şey ne, benim geçmişimden getirdiğim şey ne?”

diye sorabilmek, zihnin otomatik olarak ürettiği gerçekliği sorgulamaya başlamaktır.
Çünkü iyileşmek, her şeyi olumlu düşünmek değildir.

İyileşmek, zihnimizin bize anlattığı hikâyeyle gerçekliğin arasına biraz mesafe koyabilmektir.

Belki de özgürleşmenin en önemli adımlarından biri şudur:
“Buna inanıyor olmam, bunun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.”

Zihin geçmişi bugüne taşıyabilir.
Ama bilinçdışına dair farkındalık geliştikçe, geçmişin bugünü yönetme gücü azalabilir.
Ve insan ilk kez yalnızca yaşadığı hayatı değil, hayatına verdiği anlamı da değiştirebileceğini fark eder.