İlişkide annelik rolüne itilen kadın ve bakım arayan erkek üzerine terapötik metin
Bazı ilişkilerde zamanla fark edilmeden bir rol değişimi yaşanır. Başlangıçta iki yetişkinin eşit partnerliği olarak kurulan bağ, giderek biri bakım veren, diğeri bakım alan bir düzene dönüşebilir. Bu dönüşüm çoğu zaman bilinçli bir tercih değil; erken yaşam deneyimlerinin, bağlanma biçimlerinin ve içsel eksikliklerin ilişki içinde yeniden sahnelenmesidir.
Bir erkek partnerinden sürekli yönlendirme, hatırlatma, düzenleme ve duygusal yatıştırma beklediğinde; bu yalnızca sorumluluk almama meselesi değildir. Çoğu zaman bu, içsel olarak yeterince gelişmemiş bazı psikolojik işlevlerin partner aracılığıyla dışarıdan sağlanmaya çalışılmasıdır. Romantik ilişkinin bilinçdışı düzeyde ebeveyn–çocuk dinamiğine kayması anlamına gelir.
Freud, bireyin yetişkinlikte kurduğu ilişkilerin çocuklukta yaşanan duygusal deneyimlerin tekrar sahnelenmesi olduğunu vurgular. Çocuklukta yeterince düzenleyici, tutarlı ve güven veren bir bakım deneyimi yaşanmamışsa; kişi yetişkinlikte partnerini romantik bir eşten çok düzenleyici bir ebeveyn olarak konumlandırabilir. Bu durum bilinçli değildir; kişi çoğu zaman yalnızca “ilgi görmek” veya “yakınlık” istediğini düşünür. Ancak ilişkinin duygusal yükü giderek tek tarafa kayar.
Bowlby’ye göre çocuk, erken bakım verenle kurduğu ilişki üzerinden kendilik ve diğerleri hakkında içsel modeller geliştirir. Eğer bakım veren tutarsız, ihmal edici ya da aşırı koruyucuysa, birey yetişkinlikte duygusal düzenleme kapasitesini tam olarak geliştiremeyebilir. Bu durumda kişi stres, kaygı veya belirsizlik anlarında kendi kendini regüle etmek yerine partnerini düzenleyici bir “psişik ebeveyn” olarak kullanır.
Bu tür ilişkilerde sık görülen bazı dinamikler vardır:
Partnerin tüm zihinsel yükü üstlenmesi beklenir.
Günlük planlar, sorumluluklar ve kararlar tek kişide toplanır.
Duygusal regülasyon dışarıdan beklenir; kişi kendi öfkesini, stresini veya hayal kırıklığını düzenlemekte zorlanır.
Basit yetişkin sorumlulukları bile takdir ve onay ihtiyacıyla yapılır.
Eleştiri karşısında olgun bir tartışma yerine kırılgan savunmalar gelişir.
Bu davranışlar çoğu zaman “olgunlaşmamışlık”tan ziyade içsel yapı eksikliğiyle ilişkilidir. Yeterince gelişmemiş içsel ebeveyn işlevi nedeniyle kişi:
• karar almakta zorlanır
• sorumluluk alırken kaygı yaşar
• eleştiriyi yıkıcı deneyimler
• sürekli dış onay arar
Bu yapı, kırılgan narsistik örüntülerle de bağlantılı olabilir. Nesne ilişkileri kuramcısı Ronald Fairbairn da bireyin kendilik değerinin erken ilişkilerde içselleştirildiğini belirtir. Koşullu sevgi veya duygusal ihmal yaşayan bireyler, yetişkinlikte özdeğerlerini dış onayla düzenlemeye çalışabilir. Bu nedenle sıradan bir davranış bile yoğun takdir beklentisiyle yapılabilir; çünkü kişi yaptığı eylemden çok aldığı onayla kendini değerli hisseder.
Bu ilişki dinamiğinde partnerin rolü de önemlidir. Bakım veren pozisyona giren kişiler çoğu zaman:
• aşırı sorumluluk almaya yatkın,
• sevilmek için vermeyi öğrenmiş,
• terk edilmekten korkan,
• kontrol ederek güvende hisseden
bireylerdir. Bu nedenle ilişki bilinçdışı düzeyde tamamlayıcı bir denge kurar: biri bakım verir, diğeri bakım alır. Ancak bu denge sağlıklı değildir; çünkü eşitlik içermez.
Winnicott, çocuğun sağlıklı gelişimi için “yeterince iyi” bir bakım verenin sağladığı duygusal tutulma alanından söz eder. Yetişkin ilişkilerde partnerin sürekli bu “tutucu” rolü üstlenmesi, diğer partnerin psikolojik gelişimini durdurabilir. Çünkü kişi kendi kendini düzenleme kapasitesini geliştirmek yerine dış düzenlemeye bağımlı kalır.
Zamanla bu durum ilişkide şu sonuçları doğurur:
Kadında zihinsel ve duygusal tükenmişlik
Partnerlik hissinin yerini ebeveynlik hissinin alması
Erotik çekimin azalması
Gizli öfke ve saygı kaybı
Erkekte pasifleşme ve yetersizlik hissinin artması
Çoğu kadın bu noktada şunu ifade eder:
“Onu seviyorum ama partnerim gibi değil, büyütmem gereken biri gibi hissediyorum.”
Çoğu erkek ise şunu hisseder:
“Ne yaparsam yapayım yeterli değilim.”
Terapötik çalışmada amaç suçlu bulmak değil, bu örüntünün kökenini anlamaktır. Şu sorular önemlidir:
• Erken bakım deneyimleri nasıldı?
• Kişi kendi duygularını düzenlemeyi öğrenebildi mi?
• Sorumluluk almak neden kaygı yaratıyor?
• Partner neden bakım veren rolüne giriyor?
• Bu dinamik her iki tarafa ne kazandırıyor ve ne kaybettiriyor?
Sağlıklı bir yetişkin ilişkisinde her iki taraf da kendi duygusal regülasyonundan ve yaşam sorumluluklarından sorumludur. Partner, ebeveynin yerini almak zorunda değildir. İlişki, iki yaralı çocuğun birbirine tutunması değil; iki yetişkinin yan yana durabilmesidir.
Bu farkındalık, suçluluk yaratmak için değil; ilişkiyi daha eşit, daha saygılı ve daha canlı hale getirmek için önemlidir.
