Sosyal Medyada Sınır Meselesi

Sosyal medya, terapötik ilişkiyi zorlayan yeni bir alan açtı. Özellikle Instagram gibi görsel ve kişisel paylaşımların yoğun olduğu platformlar, danışan–terapist ilişkisinde sınırların bulanıklaşmasına neden olabiliyor. Terapötik çerçeve; zaman, mekân ve rol netliği üzerine kuruluyken, sosyal medya bu çerçeveyi fark ettirmeden esnetebiliyor.

Danışanın terapisti Instagram’da takip etmesi ya da gönderileri düzenli olarak izlemesi, ilişkiye üçüncü bir alan ekler. Terapist artık yalnızca seans odasındaki profesyonel figür değil; gündelik hayatı, duyguları, zevkleri olan “gerçek bir insan” olarak da görünür hale gelir. Bu durum bazı danışanlar için güven artırıcı olabilirken, bazıları için idealizasyonu, kıskançlığı ya da sınır ihlali fantezilerini tetikleyebilir.

Örneğin terk edilme duyarlılığı yüksek bir danışan, terapistin bir paylaşımını “Bana ayırmadığı zamanı başkalarına ayırıyor” şeklinde yorumlayabilir. Ya da narsistik kırılganlığı olan bir danışan, terapistin görünürlüğünü kendi değersizliğiyle ilişkilendirebilir. Burada sorun paylaşımın kendisi değil; danışanın iç dünyasında bu paylaşımın neyi harekete geçirdiğidir.

Terapistin danışanı takip etmesi ise çok daha karmaşık bir dinamik yaratır. Danışan, izleniyor olma hissiyle kendini denetlenmiş, yargılanıyor ya da onay arıyor halde bulabilir. Bu durum, terapötik alanın güvenli ve koşulsuz olma niteliğini zedeler. Danışan artık yalnızca kendisi için değil, terapistin gözünden nasıl göründüğü için de yaşamaya başlayabilir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında, sosyal medya teması aktarım ve karşı aktarım süreçlerini hızlandırır ve yoğunlaştırır. Normalde seans içinde yavaş yavaş açığa çıkacak duygular, Instagram üzerinden aniden ve kontrolsüz biçimde tetiklenebilir. Bu da terapötik çalışmanın ritmini ve güvenliğini bozar.

Bu nedenle klinik etik açısından en koruyucu tutum, danışanla sosyal medyada karşılıklı takipleşmemek ve bu sınırı açık, sakin ve suçluluk yaratmadan ifade edebilmektir. Sınır koymak, soğukluk ya da mesafe değil; aksine danışanı ve terapötik süreci koruyan bir çerçevedir.

Sosyal medya çağında terapötik ilişki, daha fazla sınır bilinci gerektirir. Çünkü bazı sınırlar, mesafeden değil; ruhsal güvenlikten doğar.