Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm
Karacaoğlan
Bir insanın hayatımızdan çıkması, çoğu zaman karşı tarafın yokluğu değil; onun uyandırdığı duygulanımla baş edememe halidir. İlişkiden çıkış bir kayıp kadar, bir savunmadır. Bu savunmanın anlaşılması, bireyin ilişkisel tekrarlarını dönüştürmesinin temel koşuludur.
İlişkiler, dış dünyada değil; içsel nesne ilişkileri sahnesinde yaşanır.
Bir kişi hayatımızdan çıktığında, çoğu zaman çıkardığımız şey o kişi değil, onun uyandırdığı duygudur. Bu bağlamda “bir insan hayatımızdan çıkmışsa, bunu biz de istemişizdir” ifadesi, deterministik bir irade vurgusundan ziyade, ruhsallığın tolere edemediği duygulanımlara işaret eder. Buradaki “istemek”, egonun bilinçli tercihi değil; içsel nesne ilişkilerinin sürdürülebilirliğidir.
Freud (1920), bireyin haz ilkesine aykırı olsa dahi tanıdık olanı tekrar etme eğilimini “tekrar zorlantısı” kavramıyla açıklamıştır. Bu durum, ilişkilerin neden çoğu zaman iyileştirici değil, tanıdık biçimde acı verici olduğunu anlamak açısından temel önemdedir.
Tekrar Zorlantısı ve Bilinçdışı Seçimler
Freud’a (1914, 1920) göre birey, çözülmemiş çatışmalarını ilişkiler aracılığıyla yeniden sahneler. İlişkiden çıkış da bu sahnelemenin bir parçasıdır. Kişi, ilişki içinde uyanan duygulanım tolere edilemez hale geldiğinde, ilişkiden fiziksel olarak çıkarak psişik dengeyi korumaya çalışır.
Nesne İlişkileri ve İçsel Temsiller
Fairbairn (1952), libidonun hazza değil nesneye yöneldiğini ileri sürerek, bireyin kendisine kötü hissettiren ilişkilerde dahi neden kalabildiğini açıklamıştır. Ancak bazı ilişkiler, içsel “kötü nesne” temsillerini aşırı derecede aktive ettiğinde, ego bu yükle baş edemez ve ilişki sonlandırılır.
Winnicott’un (1960) sahte kendilik kavramı, bireyin bazı ilişkilerde neden varlığını sürdüremediğini anlamada önemlidir. Gerçek kendiliği tehdit eden ilişkiler, sevgi içerse dahi ruhsal olarak sürdürülemez hale gelir.
Özetle bilinçli iradeye değil, bilinçdışı ruhsal organizasyona odaklandığımızda buradaki “istemek”, egonun rasyonel kararı değil; ruhsallığın tolere edebildiği duygusal yük ile ilgilidir.
Freud’un tekrar zorlantısı, Fairbairn’in nesneye bağlanma kuramı, Winnicott’un sahte kendilik–gerçek kendilik ayrımı ve Kernberg’in kişilik örgütlenmeleri bu önermenin kuramsal zeminini oluşturur.
İnsan, ilişkilerinde:
- Kendisine iyi geleni değil,
- Tanıdık olanı sürdürme eğilimindedir.
Bu nedenle bir ilişkinin bitişi çoğu zaman:
- Karşı tarafın gitmesiyle değil,
- Kişinin, ilişkide uyanan duyguyla kalma kapasitesinin tükenmesiyle olur.
“Bana Hissettirdiği Hangi Kötü Duygu Onu Hayatımdan Çıkardı?”
Çünkü kişi çoğu zaman:
- Sevmediği insanı değil,
- Kendisine katlanamadığı duyguyu yaşatan insanı hayatından çıkarır.
Bu duygular genellikle erken nesne ilişkilerinde köklenir:
- Terk edilme
- Değersizlik
- Yetersizlik
- Kontrol edilme
- Utanç
- Görülmeme
İlişki, bu duyguları kronik olarak aktive ettiğinde, ego savunmaları devreye girer:
- İlişki değersizleştirilir
- Karşı taraf suçlanır
- Bağ koparılır
Bu, sağlıklı bir seçim gibi hissedilir; oysa çoğu zaman psişik bir kaçıştır.
KİŞİLİK ÖRGÜTLENMELERİ ÜZERİNDEN..
1. Borderline Örgütlenme:
“Beni Terk Ettirmeden Önce Ben Gideyim”
Borderline yapılanmada temel çatışma:
Yoğun bağlanma ihtiyacı – yoğun terk edilme korkusu
Klinik Örnek
Danışan:
“Beni çok sevdiğini hissettirdiği anda içim daralıyor.”
Terapist:
“Ne oluyor o anda?”
Danışan:
“Ya giderse… O yüzden soğuyorum.”
Bu yapıdaki kişi, ilişkide şu duyguyla baş edemez:
- Terk edilme anksiyetesi
Bu duygu o kadar yoğunlaşır ki ruhsallık şunu yapar:
“Bu ilişkiyi bitirirsem terk edilmiş olmam.”
Dolayısıyla kişi, hayatından çıkan insanı bilinçdışı olarak itmiştir, çünkü ilişkide kalmak, çocuklukta yaşanan terk depresyonunu yeniden canlandırmaktadır.
2. Narsistik Örgütlenme:
“Beni Küçültenle Kalırım, Gerçekten Görenle Yapamam”
Narsistik yapılanmada temel çatışma:
Büyüklük fantezisi – kırılgan özdeğer
Klinik Örnek
Danışan:
“Beni eleştiren erkekten kopamıyorum ama beni seveni küçümsüyorum.”
Terapist:
“Eleştirildiğinde hangi duygu geliyor?”
Danışan:
“Yetersizim… ama tanıdık.”
Bu yapıdaki kişi, değersizlik duygusuyla baş etmeyi öğrenmiştir, çünkü bu duygu çocuklukta içselleştirilmiştir.
Ancak gerçekten görüldüğü, eşit bir ilişki:
- Sahte kendiliği çözer
- Gerçek kırılganlığı açığa çıkarır
Bu nedenle narsistik yapıdaki kişi, kendisini gerçekten göreni hayatından çıkarır.
3. Şizoid Örgütlenme:
“Yakınlık Tehlikelidir”
Şizoid yapılanmada temel çatışma:
Yakınlık ihtiyacı – istilaya uğrama korkusu
Klinik Örnek
Danışan:
“İlişki ciddileşince içimden kaçmak geliyor.”
Terapist:
“Ne oluyor yakınlaştığınızda?”
Danışan:
“Sanki yok olacağım.”
Bu yapıdaki kişi için ilişki, sevgi değil;
- Kontrol edilme
- Yutulma
- Kendilik kaybı
anlamına gelir.
Dolayısıyla kişi, karşısındakini sevse bile, yakınlık duygusuyla kalamadığı için ilişkiyi bitirir.
TERAPİST–DANIŞAN DİYALOĞU (BÜTÜNLEŞTİRİCİ)
Danışan:
“Herkes gidiyor.”
Terapist:
“Herkes mi gidiyor, yoksa belli bir duygu geldiğinde sen mi kalamıyorsun?”
(Uzun sessizlik)
Danışan:
“Çok değersiz hissediyorum.”
Terapist:
“Demek ki giden insan değil;
seni değersizlikle baş başa bırakan ilişki.”
İşte terapi tam olarak burada başlar:
- İlişkiyi analiz etmekten çok,
- İlişkide uyanan duyguyla kalabilme kapasitesini inşa etmek.
DANIŞANA NOT
Bir ilişki bittiğinde kendine şu soruyu sor:“Bu kişi bende hangi duyguyu sürekli uyandırdı?”
Çünkü insanlar genellikle:
• Sevilmedikleri için değil,
• Kendilerine hissettirdikleriyle kalamadıkları için
ilişkileri bitirir.
Bir insan hayatından çıktıysa, bu senin kötü olduğun anlamına gelmez.
Bu, ruhsallığının o an için şunu söylediği anlamına gelir: “Bu duygu çok eski, çok ağır ve şu an bununla tek başıma kalamam.” Terapi, bu duyguyla yalnız kalmamak için vardır.
Terapide amaç, danışanın ilişkilerden neden çıktığını davranışsal düzeyde açıklamak değil; ilişkide uyanan duygulanımı anlamlandırmak ve tolere edilebilir hale getirmektir. Terapötik ilişki, danışanın kaçtığı duygulanımlarla güvenli bir bağlamda kalabilmesini sağlayan bir alan sunar (Gabbard, 2014).
SON SÖZ
Bir insan hayatımızdan çıktığında mesele “o neden gitti?” değildir.
Asıl mesele şudur: “Bende hangi duyguya dokundu ve ben bu duyguya neden dayanamadım?”
Bu soru sorulabildiğinde:
• İlişkiler kader olmaktan çıkar
• Tekrarlar çözülür
• Seçimler gerçek anlamda özgürleşir
