Yas, Vedadır; Ama Aynı Zamanda Yeniden Doğabilmenin de Ön Koşuludur

Yas, psikodinamik kuramda yalnızca bir kayıp sonrası ortaya çıkan duygusal bir tepki değil; benliğin gerçeklikle yeniden örgütlenmesini sağlayan temel bir ruhsal süreç olarak ele alınmaktadır. Bu makalede yasın, nesne ilişkileri, benlik gelişimi ve psikopatolojiyle ilişkisi klasik ve çağdaş psikodinamik kuramlar ışığında ele alınmakta; tutulamayan yasın depresyon, kişilik örgütlenmeleri ve bağlanma örüntüleri üzerindeki etkileri kuramsal ve ampirik bulgularla tartışılmaktadır. Yasın tamamlanmasının, ruhsal süreklilik ve yeni yatırımlar açısından merkezi bir işlev taşıdığı ileri sürülmektedir.

İnsan ruhsallığı, kayıp deneyimleri etrafında örgütlenir. Doğumdan itibaren her gelişimsel adım, bir önceki durumdan vazgeçmeyi ve yeni bir ruhsal konuma geçmeyi gerektirir. Bu bağlamda yas, yalnızca ölüm gibi somut kayıplarla sınırlı olmayan; ilişkisel, gelişimsel ve narsistik kayıpları da kapsayan evrensel bir ruhsal süreçtir. Psikodinamik perspektifte yas tutulmadan benliğin olgunlaşması ve yeni nesnelere yönelmesi mümkün değildir.

Bu makalenin amacı, yasın psikodinamik kuramdaki merkezi rolünü ortaya koymak ve yasın neden yalnızca bir veda değil, aynı zamanda yeniden doğuşun yapısal bir ön koşulu olduğunu kuramsal ve kanıta dayalı bir çerçevede tartışmaktır.

⁠Freud’da Yas ve Melankoli: Yapısal Bir Ayrım

Freud’un Yas ve Melankoli (1917) çalışması, yas kavramının psikopatolojiyle ilişkisini anlamada temel referans noktasıdır. Freud, yası kaybedilen nesneye yapılan libidinal yatırımın geri çekilmesi olarak tanımlar. Bu süreç zaman alıcı ve acı vericidir; ancak tamamlandığında benlik yeni nesnelere yatırım yapabilecek serbestliğe kavuşur.

Melankolide ise bu süreç kesintiye uğrar. Kayıp nesne benliğin içine alınır ve nesneye yönelik ambivalan duygular benliğe yönelir. Sonuç, yoğun suçluluk, değersizlik ve kendine yönelik saldırganlıktır. Güncel klinik çalışmalar, kronik depresyon ve kendilik patolojilerinde bu tür içselleştirilmiş ve çözümlenmemiş yas süreçlerinin sıklıkla bulunduğunu doğrulamaktadır (Blatt, 2004; Luyten & Blatt, 2013).

Nesne İlişkileri Kuramında Yas ve Gelişim

Melanie Klein, yası depresif konum kavramı üzerinden ele alır. Ona göre yas, sevilen ve nefret edilen nesnenin aynı anda kaybedildiğinin kabul edilmesiyle ilişkilidir. Bu kabul, ambivalansın tolere edilmesini ve nesnenin ne idealize edilerek tutulmasını ne de tamamen yok edilmesini mümkün kılar (Klein, 1940).

Tutulamayan yas, ya paranoid-şizoid savunmalarla bölmeye ya da manik inkâr yoluyla kaybın değersizleştirilmesine yol açar. Klinik olarak bu durum, ilişkilerde ya aşırı bağımlılık ya da yoğun kaçınma şeklinde gözlemlenir. Araştırmalar, sınır ve narsistik kişilik örgütlenmelerinde, erken dönem nesne kayıplarının yasının tutulamamış olduğunu göstermektedir (Kernberg, 1984).

Kendilik Psikolojisi ve Gelişimsel Yas

Kohut’un kendilik psikolojisi, yasın narsistik boyutunu vurgular. İdealize edilen kendilik nesnelerinin kaybı, bireyin kendilik bütünlüğünü tehdit eder. Eğer bu kayıp empatik bir çevrede ruhsallaştırılamazsa, birey kırılgan bir kendilik yapısı geliştirir (Kohut, 1971).

Winnicott ise yası, “olamamış kendilik” kavramı üzerinden ele alır. Yeterince aynalanmamış çocuk, gerçek benliğini geliştiremez; sahte benlik aracılığıyla uyum sağlar. Bu bireyler yetişkinlikte sıklıkla kimlik karmaşası, boşluk ve anlamsızlık hissi yaşar. Burada yas, kaybedilen bir nesneden çok hiç gelişememiş bir benliğe yöneliktir (Winnicott, 1965).

Bağlanma Kuramı ve Ampirik Bulgular

Bağlanma kuramı, yas sürecinin duygu düzenleme kapasitesiyle doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Güvensiz ve dağınık bağlanma örüntülerine sahip bireylerde, komplike yas ve dissosiyatif savunmaların daha sık görüldüğü ampirik olarak gösterilmiştir (Mikulincer & Shaver, 2016).

Ayrıca uzunlamasına çalışmalar, erken dönem bakım veren kayıplarının yeterince yas tutulmadığında, yetişkinlikte depresyon, somatizasyon ve ilişki problemleriyle güçlü biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır (Shear et al., 2011).

⁠Psikodinamik Terapide Yasın İşlenmesi

Psikodinamik terapide yas, yalnızca anlatılan bir içerik değil; aktarım ilişkisi içinde yeniden yaşanan bir süreçtir. Danışan, terapötik ilişkide kaybın acısını regüle edebildiğinde ve savunmalar çözüldüğünde, benlik yeniden yapılanır. Meta-analizler, uzun süreli psikodinamik terapilerin, komplike yas ve kişilik örgütlenmelerinde kalıcı yapısal değişimler sağladığını göstermektedir (Leichsenring & Rabung, 2011).

Yas, ruhsal sürekliliğin temel taşıdır. Tutulamayan yas, benliği geçmişe bağlarken; tutulabilen yas, geleceğe alan açar. Kayıp ruhsallaştırıldığında, nesne içselleştirilir ancak benliği işgal etmez. Böylece birey hem ilişkisel hem de varoluşsal düzeyde yeni yatırımlar yapabilecek kapasiteye ulaşır.

Bu nedenle yas, yalnızca bir veda değildir.
Yas, benliğin yeniden örgütlenmesidir.
Ve yas, yeniden doğabilmenin ön koşuludur.