Güvenli Bağlanma Oranları, Kendilik Tasarımı ve Kişilik Örgütlenmeleri: Klinik Gözlem ve Toplumsal Bir Değerlendirme

Bağlanma kuramı, bireyin kendilik algısı ve kişilerarası ilişkilerinin erken dönem bakım veren deneyimleriyle şekillendiğini ortaya koymuştur (Bowlby, 1969; Ainsworth, 1978). Güvenli bağlanma, tutarlı, öngörülebilir ve duygusal olarak regüle edici bir bakım ortamında gelişir ve bireyin hem kendilik bütünlüğünü hem de ilişki kurma kapasitesini destekler.

Türkiye’de güvenli bağlanma oranlarının %20’ler civarında olduğu yönündeki değerlendirmeler, yalnızca bireysel psikopatoloji bağlamında değil, toplumsal ölçekte bir kendilik yapılanması sorunu olarak ele alınmalıdır. Güvenli bağlanmanın sınırlı olduğu bu bağlamda, toplumun büyük bir kısmının yapısal olarak nevrotik düzlemin ötesinde, kırılgan ya da kompansatuar kendilik organizasyonları geliştirdiği ileri sürülebilir.

Kuramsal Çerçeve: Kendilik Tasarımı ve Kişilik Örgütlenmeleri

Kendilik tasarımı, bireyin özdeğer algısı, süreklilik duygusu ve ben–öteki sınırlarının bütünlüğünü ifade eder (Kohut, 1971). Nesne ilişkileri kuramı ve kendilik psikolojisi literatürü, bu tasarımın erken ilişkisel deneyimlerle şekillendiğini ve patolojinin çoğu zaman yapısal düzeyde ortaya çıktığını vurgular (Kernberg, 1984; Winnicott, 1965).

Kernberg’in kişilik örgütlenmeleri modeli, bireyleri nevrotik, borderline ve psikotik düzlemler üzerinden değerlendirirken; bu çalışmada psikotik düzlem dışında kalan ancak nevrotik bütünlüğü de yeterince sağlayamayan borderline, narsistik ve şizoid örgütlenmeler, kendilik hasarının farklı görünümleri olarak ele alınmaktadır.

Temel İlişkisel Temalar ve Örgütlenme Biçimleri

Yalnızlık, Terk Edilme ve Sevilmeme: Borderline Örgütlenme
Yoğun yalnızlık duygusu, terk edilme korkusu ve sevilmeme temaları, sıklıkla borderline kişilik örgütlenmesiyle ilişkilidir. Bu yapıdaki bireylerde kendilik, ilişkisel bağlam içinde regüle edilir; ayrılık ya da mesafe, yalnızca bir ilişki kaybı değil, kendiliğin sürekliliğine yönelik bir tehdit olarak deneyimlenir (Masterson, 1981).

Borderline örgütlenmede görülen idealleştirme–değersizleştirme döngüleri, erken dönemde tutarsız bakım veren ilişkilerinin içselleştirilmiş bir yansımasıdır. Bu bağlamda terk depresyonu, patolojik bir aşırılık değil, regüle edilemeyen bir bağlanma ihtiyacının ifadesi olarak değerlendirilmelidir.

Değersizlik, Yetersizlik ve Önemsizlik: Narsistik Örgütlenme

“Değersizim” ve “yetersizim” temaları, narsistik kişilik örgütlenmesinin merkezinde yer alır. Ancak bu ifadeler çoğu zaman yüzeyde görülen grandiyözlükle çelişkili görünür. Kohut’un da vurguladığı üzere narsistik yapı, kırılgan bir kendilik çekirdeğini korumak amacıyla idealize edilmiş bir benlik sunumu geliştirir (Kohut, 1977).

Narsistik örgütlenmede ilişkiler, karşılıklılıktan çok aynalama işlevi görür. Ötekinin varlığı, kendilik değerini sürdürmek için gereklidir; eleştiri ya da ihmal ise yoğun utanç ve öfke tepkilerine yol açar. Bu nedenle narsistik yapı, ilişkisel düzlemde işlev bozucu hale geldiğinde terapi arayışı sıklıkla tetiklenir.

Zarar Görme İnancı ve Duygusal Geri Çekilme: Şizoid Örgütlenme

“İnsanlardan zarar görüyorum, mesafe koymalıyım” inancı, şizoid örgütlenmenin temel savunma düzeneklerinden biridir. Bu yapı, ilişkisel ihtiyaçların inkârı ve duygusal geri çekilme üzerinden şekillenir (Fairbairn, 1952).

Şizoid örgütlenmede yakınlık, düzenleyici değil tehdit edici olarak algılanır. Duygusal izolasyon, erken dönemde yaşanan ilişki hayal kırıklıklarının bir sonucu olarak gelişir ve bireyin kendiliğini koruma işlevi görür. Klinik düzeyde bu yapı, sıklıkla “sorunsuzluk” maskesi altında görünmez kalır.

Semptomlar ve Yapısal Değerlendirme

Cinsel işlev bozuklukları ve obsesif belirtiler, klasik olarak nevrotik düzlemle ilişkilendirilse de, bu semptomlar tek başına kişilik örgütlenmesini belirlemez. Aynı semptom, farklı örgütlenme düzeylerinde farklı işlevler görebilir (McWilliams, 2011).

Bu nedenle klinik değerlendirmede esas olan, semptomun kendisi değil, semptomun:

  • hangi duygulanımı regüle ettiği
  • nasıl bir kendilik anlatısı taşıdığı
  • ilişkisel bağlamda nasıl ortaya çıktığıdır

Sonuç

Güvenli bağlanmanın düşük olduğu toplumsal bağlamlarda, kendilik tasarımı bozuklukları istisna değil, norm haline gelmektedir. Bu durum, psikopatolojiyi bireysel bir kusurdan ziyade ilişkisel ve yapısal bir sonuç olarak ele almayı gerektirir. Terapi, bu bağlamda semptom odaklı değil, kendilik regülasyonu ve ilişkisel onarım odaklı bir çerçevede ele alındığında dönüştürücü bir işlev kazanır.